Motosiklet Edinme Süreci

Standard

Merhaba,

Yaklaşık 1 hafta önce sahip olduğum scooter’dan sonra, şehirlerarası yolculuk yapmamada imkan tanıyan, daha güçlü bir motor edinmek istedim. Fazla uçan kaçan, süper Sport modellerdense gönlümü Cruiser tarzına kaptırdığım için birkaç aydır modeller ve bu modellerin artı/eksilerini inceleyerek geçiriyordum. Sonunda minimum problem çıkaran, yeni yol arkadaşım Hyosung GV250 modeline karar kıldım. Bir süredir sahibinden üzerinden ilanları takip ediyordum, ta ki motorumu görene kadar. Gördüğüm anda “bu benim için ideal” dedim. Elbette sıfır aile desteği geldi isteğime. “Bol bol 2 teker tehlikeli, 4 teker iyidir, napcan olm karda kışta binemezsin, bizim bir arkadaşın falancası kullanıyormuş 280 ile giderken bariyerlere çarpmış sakat kalmış” korkutmacası dinledim. Bunları geçtikten sonra “Genç adamsın, al bir araba, rahat edersin, açarsın kaloriferi, artık koca adam oldun boşver motoru, sen o motoru nasıl taşıyacaksın/kontrol edeceksin, bak ölürsün” telkinlerini de atlatınca sıra geldi motosikleti almaya.

Aslında gayem, bu işe benim gibi sıfırdan girecek insanlar için bir yol haritası da oluşturmak. Nereye ne verecekler, ne yapacaklar gibi problemlere değinmek.

Önce motosiklet almaya karar vermekle başlayan bu süreç, hiç de hayal edildiği gibi eğlenceli değil aslında. Motosikleti kullanmak eğlenceli olsa da kullanmaya başlayana kadar geçen süreç insanı ciddi yıpratıyor. Önce bir motor görüyorsun ve kanın karıncalanıyor. B*k varmış gibi “ben bundan istiyorum” diyorsun ve süreç başlıyor. Birkaç hafta deli gibi internette araştırıyorsun, hastalık araştırmaktan farkı yok, eğer birkaç temel markayı almıyorsanız yorumlar gözünüzü korkutuyor, biri diyor ki “abi aldım, aldığım güne lanet olsun, yakacam motoru … sorunu yüzünden … harcadım, hala … durumda”. İlk viraj burası, bir kısım bu yorumları görünce vazgeçiyor. Bu virajı dönenler kararsızlık virajına giriyorlar.

Diyorsun ki abi tamam kararımı verdim, … alacağım, önce internette o model ile alakalı ne kadar yer varsa sular seller gibi ezberliyorsun, sonra bakıyorsun şekli de güzel, nihai kararı vermek için bir büyüğe de danışayım dercesine gidip bir foruma yazıyorsun, “bunu beğendim sizce nasıl?”, mutlaka birileri aklını çeliyor, “abi o çinli ona bu parayı vereceğine … şu kadar, 2. Elini al kafan rahat etsin“. Bir de bu “kafan rahat etsin“ciler var tabii… bunları da geçince yedek parçacılar çıkıyor ortaya, “abi alırsan parça .. gün/ay/yıl sonra …’dan gelir bak, ama şu model iyi“ adamın dediği modelde genelde aynı klasmanda olduğundan, parça sıkıntısı yoksa muadil bir probleme sahip. Sonra öğreniyorsun ki motosiklet işi araba gibi direksiyon şoförlüğü ile olacak iş değil, elini kirletmen gerekiyor, alıp bindiğinde kalp atımından hallice motorun sesi sana birçok şey söylüyor, motorunu tanıman gerekiyor, ne alırsan al, dikkat etmedikten sonra ömrünün uzun olmadığını, bunun dışında çooook kötü bir model almadığın sürece bu işin para-çokomel ilişkisi olduğunu ve o modele olan gönül bağınla alakalı olduğunu görüyorsun. 2. Aşamada vazgeçmek yerine motosikletin modelini değiştirebiliyorsun. Bu aşama elini kirletmekten korkan Berkecan’ları ya da bu işi “qızhlara hava atcam ben yha” cılarıda eliyor. Bitti mi? Tabii ki hayır.

Bu sürece böyle giriyorsan ya ilk motorunu alıyorsun ya da henüz tecrübe için yeterli km ulaşmadığından o tedirgin serçe pozisyonundan çıkamamış durumdasın zaten. Karşına bu sefer de 0’mı 2. El mi virajı çıkıyor. Sorup soruşturduğunda bir cenah “Abi niye sıfır alıyorsun ki, düşük km. de güzel bir 2. el al uyguna gelir, piyasası da canlı motorun, endişe etme“ diyor. Tam içine su serpilmişken diğer cenah olaya dahil oluyor, “Abi adamlar motorla … km yapıp sarmışlar km telini, onu da bizim arkadaşa … km de diye satmışlar, çocuk sanayiden çıkamıyor” diyor. Saçları ağartacak bu dönemeçte ya maddi çıtanı zorlayıp 0 alıyorsun ya da 2. El konusunda araştırıp soruşturup içine sineni alıyorsun. Ne kadar araştırırsan araştır, motosiklet kara kutudan hallice, subaylarına baktırsan keçesi kalıyor, keçesine baktırsan şanzımanı kalıyor, almayı düşündüğün her motorun şanzımanını açtıracak halin yok ya, zaten açtırsan ne farkeder, binbir aksam var, hangi birini açtıracaksın? Mecbur karşındakinin insan evladı olmasını dua ediyorsun.

O büyük gün geliyor, burada da almayı düşünenler ikiye ayrılıyor,
1- Ehliyet işini motordan önce çözenler
2- Aklında motosiklet olmadığı için bu işi motordan sonra halledenler.
1.sini yapan arkadaşları canı gönülden tebrik ederim, ama 2. ekipten olanlar için aslında çile yeni başlıyor…
Bu aşamada nihai kararı veriyorsun, ya motosikleti alacak ve ehliyet cenderesine gireceksin, ya da bu dönemeçten dönüp, araban varsa arabana binip “güzel hayaldi he…” diyip trafikteki motorları sıkıştırmaya başlayacaksın. Hani sen almadın ya, onun var diye onun canıyla batak oynama hakkın var senin. Elbette herkes böyle olmasada birçok kişide bunu gördüğüm için böyle rahat genelliyorum… Ya da motorcu olmak için son virajı dönüyorsun, gidip alıyorsun aleti. İşte buradan dönüş yok. Alıyorsun motoru, adamla anlaşıyorsun, ama burada da devlet giriyor devreye, diyor ki “dur kardeşim, bu işler öyle kolay mı sandın? Uzaktan binenlere bakıp” peh peh bisikletten hallice ya…” demek kolaydı, oysa bu alet gayet de bir taşıt, önce bir ruhsatını/plakasını al bakalım, bir de sigortanı yaptır, bunlar eksikken seni bu motorun tepesinde görürsem basarım cezayı, bağlarım valla motorunu gözünün yaşına bakmam!“. İlk kez motor alacak adamın 10 birim bütçesi varsa en az 9 birimini motora basıyor, oysa 8 birimini motora, 1 birimini ekipmana 1 birimini de kağıt işlerine ayırması gerektiğini okuduğu birçok yer söylemesine rağmen o alacağı motorun aşkıyla bunları kulak arkası ediyor. El-mahkum emniyetle cebelleşip plakaydı ruhsattı işlemlerini hallettirmek için bir ya da birkaç gününü ayırıyorsun, burası da tamam, ama ehliyet hala yok.

Gidip ehliyet kursuna diyorsun ki “Kardeşim ben motor aldım, ama 1 km tecrübem yok, hadi motor sürmeyi öğretin bana.“ Burada ehliyet kursları 3’e ayrılıyor;
1 – Abi motor şurada hemen öğrenirsin ne var yha’cılar
2 – Biz sürmeyi öğretmiyoruz, sırf kağıtta adımız yazsın diye 600-700-800 lirayı alıyoruz, ders mi istiyorsun? Kamonnn, saatlik ders ücreti … kadar, isterseniz verebiliriz.
3 – (En sevdiğim) Motosiklet sürmeyi bilmiyorsanız kayıt edemeyiz sizi.

Burada kafan karışıyor, adı “ehliyet kursu” olan bir kurum, benden böyle fahiş paraları alıyorsa, gayeside öğretmek ise bu ne perhiz bu ne lahana turşusu…
Lanet olsun tamam diyip birini seçiyorsun, bu sefer de sürücü kursu diyor ki “Abi sınav 1/2/3 ay sonra, sınavdan 1 ay sonra da ehliyeti alabilirsin.” Nasıl yani? Şimdi motora 1/2/3 ay binemeyecekmiyim yani ben ? Maalesef evet, ehliyet sınavı denilen 1 günlük işi devlet baba 3 ayda 1 yapıyor, bu aşamada çıldırıp sürenler var ama sabredenler tabii ki doğrusunu yapanlar

Sabredip ehliyet sınavına girdikten sonra bu cehennem bitiyor pek tabii, güzel günler başlıyor, taaa ki ilk trafiğe çıkana kadar. Bakıyorsun ki araba gibi değil bu iş, trafikte sıkıştıran sıkıştırana, espri yapacağım diye arabayla motor ittiren bir milletiz, farkediyorsun ki bu iş arabayı dalgın dalgın sürmek gibi değil, kafana kask dışına birşey taktığın an gözünü hastanede açman işten bile değil. Dört açıyorsun gözlerini, eldivenini kaskını, dizliklerini, ayakkabılarını giyince çevrendekiler bakıp tüm bu çileleri bilmediklerinden “amma abarttın ha, motor işte, ne gerek var şunlara robocop gibi geziyorsun” diyorlar. Ama sen daha aleti almadan asvalta meze olan, pekmezi akan motorcu kardeşlerini araştırdığın, onlarca videosunu izlediğin için kulak asmıyorsun.

İşte tam da bu aşamada ufkun açılıyor belki de, “bu aletin şakası yok!” Saatte 100 km hızla giderken, asvaltta paten yapmaya ekipmansız kalkarsan akıbetini kestirmeyi bile düşünemiyorsun. Gel zaman git zaman alışıyorsun ekipmana da, motorun üstüne oturup, marşa ilk bastığında bacaklarının arasında gürleyen demir atada. Bu aşamadan sonra, insanlara bu aletin değil, trafikteki canavarların, bilinçsiz kullanıcıların tehlikeli olduğunu anlatmaya kalkıyorsun, ama bakıyorsun ki birçoğu çoktan teşhisi koymuş, “motosiklet tehlikeli, 4 teker iyidir”. Bir yerden sonra anlatmayı bırakıyorsun, tadını çıkarmaya bakıyorsun, zaten bu aletin üstüne binmek için bu kadar çileye katlanmanın, canınla kumar oynamanın sebebi de bu tutkun değil miydi?

Büyüklerin de söylediği gibi;

“Dört teker bedeni, iki teker ruhu taşır.”

3 thoughts on “Motosiklet Edinme Süreci

  1. Okan Binli

    Aynı süreçteyim. 🙂 Ehliyet işini hallediyorum öncelikle.

    Aklımda Superlight 200 ve GV250 var, senin de bahsettiğin konulara bakarak. Memnun musun motorundan?

    Bu arada kazasız belasız sürmen dileğiyle.

    • Merhaba,
      Temennilerin için teşekkür ederim. Bende ilk zamanlar ikisi arasında kararsız kalmıştım, gidip ikisini de gördüm, bu motoru uzun vadede kullanmak için aldım, CC yükseltmeyi düşünmüyorum. SL200 100’ün üzerine çıkamıyor (çıkıyor ama sürekli gidebileceğin bir sürat değil, çok yüksek titreşim yapıyor), ayrıca malzeme kalitesi de hoşuma gitmedi, çabuk yıpranmaya meyilli. 0’ı 10.300 TL, üzerinde gelen lastikleri çok kötü, hemen değiştirilmesi tavsiye ediliyor, egzoz vidası problemi aşılamıyor, birkaç kronik sorunu daha var nahoş olan. Onun yerine 2.el temiz bir GV250 daha mantıklı geldi bana. Rodajda olduğum için 7000 RPM’i geçemiyorum, 7000’de 100 km/saat hıza ulaşıyor ve titreşim yok, kadranın 12000 RPM olduğunu hesaba katarsak 100-140 arası sürüş yapılabilir, bununla beraber GV250 çok daha kemikli ve cüsseli bir alet. V-twin, 2 silindir olduğunu da hesaba katınca ben tercihimi GV250’den yana kullandım. 1 haftadır kullanıyorum henüz 80 km yaptım, fırsat buldukça deniyorum ve gidişi gayet tatmin edici.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir